Bu
duayı, Cebrail aleyhisselam Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi
ve sellem) nazarın değmesine uğramış Hasan ile Hüseyin efendimize,
okumasını bildirmiştir:
اللَّهُمَّ ذَا السُّلْطَانِ الْعَظِيمِ وَالْمَنِّ الْقَدِيمِ ذَا
الرَّحِمَةِ الْكَرِيمِ وَلِيَّ الْكَلِمَاتِ التَّآمَّاتِ
وَالدَّعَوَاتِ الْمُسْتَجَابَاتِ
عَافِ
(burada, üzerine okunacak kişinin adı söylenir)
مِنْ أَنْفُسِ الْجِنِّ وَأَعْيُنِ الإِنْسِ Bu
dua, üzerine okunacak kişinin adı söylenmeden bir erkeğin üzerine
okunacaksa şöyle okunur:
Dinimiz kadına bir
bütünün yarısı nazarıyla bakar.
Kadın öyle bir
bütünün parçasıdır ki diğer parçanın işe yaraması için onun
mevcudiyeti şarttır
Sadece hanımlar değil aslında erkekler de gerçek kıymetlerini ve
şahsiyetlerini İslâm’la bulmuşlardır.
Efendimiz gerçek
erkekliğin zorbalık kabalık ve
hoyratlıkta değil nefsine
hakim olmakta
civanmertlikte ve fazilette olduğunu göstermiştir. Dinimizde kadın aynen
erkek gibi sosyal hayatın bir parçası olarak kabul edilir görüşü
alınır ve onunla istişare yapılır. Bunun pratikte en güzel örneğini
de bizzat Fahr-i Kâinat Efendimiz vermiştir.
O ki önüne gelen bütün mesele ve problemlerin çözümü doğrudan
doğruya Cenab-ı Hak tarafından halledilmiştir. Bununla beraber O çok defa
eşiyle oturur ve bir arkadaş gibi onunla bazı meselelerin
müzakeresini yapardı. Vahiy ile müeyyed olan Allah Resulü’nün (sas)
böyle bir şeye ihtiyacı yoktu; ama O ümmetine bir
şey öğretmek istiyordu: Kadın o güne kadar
olduğundan çok farklı bir yere oturtulacaktı
ve işte O bu önemli
vazifeyi bilfiil temsil ediyordu.
İşte bir misal.. Hudeybiye anlaşması Müslümanlara
çok ağır gelmişti. Öyle ki kimsede
yerinden kımıldayacak güç-kuvvet kalmamıştı. Bu arada Allah Resûlü kendisiyle
hacca gelenlere kurbanlarını
kesmelerini ve ihramdan çıkmalarını emretmişti. Ancak sahabi ‘Acaba
verilen kararda bir değişiklik olur mu?’ diye meseleyi
ağırdan alıyordu. Allah Resûlü emrini bir
kere daha tekrarladı. Fakat sahabideki
ümitli bekleyiş tavrı değişmedi.
Bu asla Allah
Resûlü’ne karşı bir muhalefet değildi; sadece başka bir alternatifin
olup olmadığını öğrenmekti.
Zira Kâbe’yi tavaf etmek üzere yola çıkmışlardı.
Belki Hudeybiye anlaşmasındaki kabul edilen şartlar tatbik
edilmez de anlaşmada bir değişiklik olabilir’ diye bekliyorlardı.
Peygamberimiz sahabideki
bu durumu sezince hemen çadırına girdi.
Ve hanımı Ümmü Seleme validemizle istişare etti. Bu ufku geniş
annemiz de istişarenin hakkını vermek için fikrini beyan etti ve şu
mealde sözler söyledi: "Ya Resulallah! Emrini bir daha tekrar etme.
Belki muhalefet eder ve mahvolurlar. Fakat Sen kendi
kurbanlarını kes ve onlara bir şey demeden ihramdan çık.
Onlar verdiğin emrin kesinliğini anlayınca Sana itaat
edeceklerdir." Allah Resûlü de böyle düşünüyordu.
Hemen bıçağını eline aldı ve çadırından çıkarak kendine ait
kurbanları kesmeye başladı. O daha birkaç kurban kesmişti ki sahabi de
kendi kurbanlarını kesmeye koyuldu. Çünkü artık verilen karardan
dönüş olmadığını anlamışlardı. (Buhari Şurût 15)
Dinimiz kadına bir bütünün
yarısı nazarıyla bakmaktadır.
Kadın öyle bir
bütünün parçasıdır ki diğer
parçanın işe yaraması için onun mevcudiyeti şarttır.
Bu parçalardan her birerleri diğerinin
gerçek değerini bulması bakımından önemli bir esastır. Elverir ki Rabb’imizin
koyduğu ölçülere riayet edilsin ve denge için yaratılan bir şey
dengenin aleyhinde istismar edilmesin... Peygamber Efendimiz (sas) nasıl
hareketleriyle kadınlara karşı lütufkâr davranıyordu; sözleriyle de
hep bu şekilde davranmayı teşvik ediyordu. Bir hadislerinde şöyle
buyururlar:
"Mü’minlerin iman bakımından en kusursuzu ahlâkı en
güzel olanıdır.
Ahlâkı en güzel olanınız da
kadınlarınıza en güzel davrananınızdır." (Ebu Davud Sünnet 15)
Hadisleri çoğaltabiliriz. Görülüyor ki kadınlık
O’nun nurlu beyanlarıyla kendi şeref
ve haysiyetini garanti altına almış o güne kadar
ayaklar altında çiğnenen hor ve hakir
bir varlık olmaktan kurtulmuştur.
NAZARDAN NASIL KORUNABİLİRİM?
Hemen hemen herkesin bildiği bir tabirdir "göz değmesi" veya
"nazar değmesi".
Tıbben de kabul edilen bu manevî rahatsızlık fizikî bir
rahatsızlık olmayıp genellikle baş ağrısı şeklinde beliren manevî
bir durumdur. Peygamber Efendimiz hadislerde
nazar değmesinin hak ve gerçek olduğunu bildirmiştir. (Buhari Tıb 36) Nazar
değmesinin hak olduğunu söyleyen Efendimiz başka bir
hadiste de "dokunan her kötü gözden" Allah’a sığınmayı Hz.
İbrahim’in duâlarından
biri
olarak ümmetine tavsiye etmiştir.
(Buhari Enbiya 10) Böyle
bir rahatsızlığa çare olarak da Hz. Aişe’den rivayet edilen bir
hadiste Peygamberimiz’in göz değmesine karşı dua okumayı tavsiye
etmiştir.
Manevî bir rahatsızlık olan nazar değmesinin tedavi şeklinin de
manevî olması kadar doğal bir şey yoktur.
Dua okumak suretiyle tarihen
sabit olduğu üzere olumlu neticeler de alınmıştır.
Bu rahatsızlığın tedavisinde daha çok Fâtiha İhlâs Felak Nâs ve
Ayetü’lKürsî okunması tavsiye edilmiş bundan başka
okunacak me’sûr (Peygamberimiz'den hadis olarak nakledilmiş)
duâların tedâvî için başvurulacak bir yol olduğu bildirilmiştir.
NAZARLIK TAKMAK DOĞRU MU?
Nazar değmesinde asıl olan bizzat
rahatsızlığa maruz kalan kişinin kendisinin okumasıdır.
Bu husus da tedavide dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntıdır.
Nazar değmesine karşı halk arasında ‘nazarlık’ denen şeyler
insanların binaların ve
arabaların üzerlerine asılmaktadır.
Efendimiz’in uygulamalarında böyle bir durum görülmediği gibi İslâm’ın
ruhuna aykırı olan totem benzeri bu tür eşyaların kullanılması son
derece yanlıştır. Zaten Peygamberimiz bizzat böylesi aletlerin
kullanılmasını yasaklamıştır. (Nesâî Zînet 17) Halk
arasında çocukların elbiselerine mavi boncuk nazarlık ve
iğde çekirdeklerinin takılmasıev araba ve
binalara at nalı ve çeşitli muskalar asılması hep bu yanlış inançtan
kaynaklanan değişik uygulamalardır.
Tıbben değerlendirildiğinde bunların en ufak bir faydası olmadığı
gibi hurafelerin
yaygınlaştırılması hususunda da bu tür âdetlerin büyük sakıncaları
vardır. Sonuç olarak diyebiliriz ki; hangi hastalık olursa olsun
gerçek şifâyı verici olan Allah’tır. İnsanı nazar
değmesi gibi rahatsızlıklardan koruyacak olan basit birer
maddeden ibaret olan nazarlıklar değil ibâdeti her
daim kendisine yaptığımız Rabb’imizdir. Dolayısıyla O’na sığınmalı O’na
yalvarmalı O’na
yakarmalı ve ne istiyorsak O’ndan istemeliyiz...
ÖRNEK HAYATLAR
Peygamberlerden biri bir rüya görür; rüyasında kendisine şöyle
denir:
- Sabah olunca karşına ilk çıkanı ye ikinci
çıkanı sakla üçüncü
çıkanın dileğini kabul et dördüncü
geleni üzme beşinciden
de kaç. Sabah olur peygamber
dışarı çıkar. Yola koyulup gider. Karşısına bir dağ çıkar.
Bu koca dağı görünce şaşırır. Kendi kendine şöyle der: - Rabbim bana
bunu yememi emretti der ve
ekler:
- Rabbim bana gücümün yetmeyeceği bir şeyi emretmez. Onu yemeğe
karar verir.
Dağa doğru yürür. Yaklaştıkça dağ küçülür. Tam yaklaştığı zaman koca dağ
bir lokmaya dönüşür.
Onu tutup yer baldan tatlı
bulur.
Allah’a hamd eder yürüyüp
gider. Bu sefer karşısına altından bir leğen çıkar. Şöyle der:
- Rabbim bunu da saklamamı emretti. Bir çukur kazıp onu gömer.
Yürür az gittikten
sonra dönüp bakar.
Leğenin toprak yüzüne çıkmış olduğunu görür. Geri dönüp tekrar
gömer. Biraz gider bakar ki yine çıkmış.
Bir daha gömer yine toprak
üstüne çıkar. Kendi kendine:
- Ben emredileni yaptım diyerek
bırakıp gider. Bu sefer karşısına bir kuş çıkar.
Peşinden bir şahin onu kovalıyordur. Kuş ona şöyle der:
- Ey Allah’ın peygamberi beni sakla.
Bana yardım et. Onu alıp koynuna saklar.
Peşinden şahin gelir şöyle der: -
Ey Allah’ın peygamberi ben açım.
Sabahtan beri de bu kuşun peşindeyim.
Onu yakalamak istiyorum. Kısmetime engel olma. Kendi kendine şöyle
der:
- Üçüncünün dileğini yapmam emri verildi yaptım.
Dördüncüyü üzmemem emredildi. Şimdi ne yapacağım.
Bu işe şaşıp kalır. Sonra bıçak alır; kendi uyluğundan bir parça et kesip
şahine atar; o da kapıp gider.
Daha sonra kuşu salar. Bundan sonra yürüyüp
gider. Kokmuş bir leş görür.
Onu da bırakıp oradan uzaklaşır. Akşam olunca şu duayı yapar:
- Ya Rabbi emrini
yerine getirdim. Bu işlerin manası ne ise bana bildir.
Daha sonra rüyasında
ona şöyle denilir: - Birinci görüp yediğin öfkedir.
Önce koca bir dağ gibi görülür; sabırla öfke yutulursa baldan tatlı
olur. İkincisi iyi amelindir.
Ne kadar saklarsan sakla; yine meydana çıkar. Üçüncüsü sana
bırakılan bir emanettir ona hıyanet
etme. Dördüncüsü şudur: Bir insanın sana bir dileği ulaşırsa onu yerine
getir; isterse sana lâzım olan bir şey olsun. Beşincisi ise
gıybettir. İnsanların gıybetini edenlerden ve gıybet ortamlarından
uzaklaş.
Allah’ım! Bize bereketli ve sıhhatli bir hayat nasip eyle.
Bize
gönül selameti güzel afiyet bol rızık
bağışla.
Bizi göç açıp kapayıncaya kadar nefsimizle baş başa
bırakma.
Kalplerimizi dinin üzerine sabit kıl.
Maddi-manevi ne kadar
sıkıntımızı gider. Hastalarımıza şifa
borçlularımıza eda darda
kalmışlarımıza deva ver.
Gazabından rızana azabından
affına sığınırım
BİR NÜKTE
Eğitimciler çocukların kötü arkadaş
ve fena çevreden korunması hususunda hemen hemen fikir birliği
içindedirler.
Bu itibarla anne-baba ve
eğitimciler çocuğun sokaktaki
oyun arkadaşlarından beraber kaldığı dostlarına kadar bu ikinci
mekânı bizzat
ayarlayıp onun önüne
koymak zorundadırlar.
Aksi halde çocuğun
kendine göre seçeceği yer ve dost dairesi sayesinde bütün bir
hayat boyu yuvanın da toplumun da huzursuzluk kaynağı olma ihtimali
vardır.