Hz. Veysel
Hz. Veysel Karani Müslüman olunca yüce peygamberin nurlu yüzünü
görebilmek aşkıyla yanar tutuşur.
Hz. Veysel Karani, Allah Resulü’nü görme arzusunu birkaç defa pek
sevdiği annesine açarsa da, çok ihtiyar ve âmâ (kör) olan annesi,
kendisine bakacak kimse olmadığından izin vermez.
Hz. Veysel Karani’nin yaşı kırk’ın üzerine gelir.
Oğlunun gönlünde patlayan yanardağları çok iyi hisseden anne,
çaresiz
“Ancak Medine’ye gidip hemen gelmek, Hz. Peygamber’i orada
bulamayacak olursa teşriflerini beklemeden dönmek.” Şartıyla
kendisine izin verir.
Gönlü Allah aşkıyla, Peygamber muhabbetiyle dolu olan Hz.
Veysel Karani, izin alınca durmaz ve Medine yollarına koyulur. Issız
vadiler, dağlar, tepeler, kızgın çölleri aşar ve Peygamber beldesi
Medine’ye ulaşır.
Hz. Peygamber’in evine giden Hz. Veysel Karani, Peygamberimizi evde
bulamaz.
Peygamber Efendimiz o sırada Tebük Seferi’ndedir.
Peygamberimizi bulamayınca çok üzülür.
Hz. Veysel Karani, annesine verdiği sözü hatırlar.
Hz. Aişe (R.A.)’ye “- Kainatın efendisine selamımı söyleyiniz.
Cennet sabahlarını andıran mübarek yüzlerini doya doya görmek
isterdim.
Lütfen, içimin aşk-ı Muhammed’i (S.A.V.) ile yandığını, gönlümün
bitmez niyazını bildiriniz.” Diyerek ayrılır ve tekrar Yemen yolunu
tutar.
Peygamber Efendimiz seferden dönünce Hz. Aişe’ye şöyle hitap
ettiler:
“- Ya Aişe, evimize hangi ulu kişi geldi?
Bu Rahmani kokular, bu İlahi lezzet nedir?
Ey Allah’ın Resulü; Yemen Oymağı’ndan Karen Köyü’nden
Üveys adında bir zat sizi ziyarete geldi.
Mukaddes Cemâlinizin bağrı yanık aşıklarındanmış.
Zat-ı âlinizi bulamayınca çok üzgün bir halde ayrıldı.
İşte o adam gittikten sonra evin içinde bu ulvi kokuları hissettim.
* Ya Aişe, sen o zatı gördün mü?
* Evet ey Allah’ın Resulü. Sağ gözümün ucu ile baktım.
* Öyleyse o gözünü bende ziyaret edeyim.
Görüşün ve gördüğün
mübarek olsun.”
Bir müddet sonra Mescid-i Nebevi’ye geçen Resulullah,
Sahabelerine seslendiler;
“ – Müjdeler olsun, Üveys’i gören gözü ziyaret ettim,
gelin siz
de benim gözümü ziyaret edin
Ve buyurdular; “Bana Yemen tarafından rahmani kokular geliyor.
Şüphesiz tabii’nin en hayırlısı Üveys’tir.”
Resulullah son hastalıklarında
Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Aişe’ye
vasiyet buyurdular :
“ Benden sonra arkamdaki hırkamı, Üveys’e veriniz.”
Yine Resulullah buyurdular “Benim ümmetimde Üveys
adında bir kişi vardır
Kıyamet gününde Rebia ve Mudar Kabileleri’nin
koyunları tüyü sayısınca günahlı kişilere şefaat edecektir.”
Resulullah’ı göremeden tekrar Karen’e dönen
Hz. Veysel Karani yine deve çobanlığı yapmaya devam eder.
Yine Karen halkı ona divane gözüyle bakar ve O’nunla alay ederlerdi.
O yine herkesten uzak kendi uzletgah’ında ibadetleriyle meşgul olur,
gönlü Allah aşkı, Peygamber sevgisiyle dolar taşardı.
Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ali ve Hz. Ömen Üzeys
Hz.’ni bulur ve Peygamberimizin vasiyeti üzerine Hırka-i Şerifi Hz.
Veysel Kanani’ye verirler.
Peygamberimizin hırkasının Hz. Veysel Karani’ye verilmesinden sonra
ve
Peygamberimizin O’nun hakkındaki övgülerinin duyulmasından sonra
Hz. Veysel Karani’nin gözünde değeri artar, herkes ona hürmet eder.
Annesi vefat etmiş bulunan Hz. Veysel Karani’nin yüceliği bu
hadiseden sonra Karen’de bilindiği ve kendilerine olan hürmet
arttığı için köyden ayrılırlar.
Kûye’ye giderler.
Hz. Veysel Karani’nin Kûye ve Basra taraflarındaki hayatı da
eskisi gibi yine ıssız vadilerde, tabiatın kucağında ve kendi
uzletgahında Hakk’a niyazla geçmektedir.
Hz. ali’nin halifeliği sırasında iki Müslüman grup arasında
çıkan
Sıffin Savaşı’nın hazırlıkları esnasında
Hz. Ali tarafında, safında savaşa katılması ricasıyla Medine’ye
davat edilirler.
Memnuniyetle bu davete icap eden
Hz. Veysel Karani hemen Medine’ye hareket ederler, daha sonra da
Hz. Ali’nin yanında Sıffin Savaşı’na katılırlar.
Sıffin Savaşı esnasında Veysel Karani’de yaralanarak, Hicret’in
37. Senesinde (Miladi 657) Şevval ayının 18. günü Fırat Nehri
kenarında savaş meydanında şehit olur